31 Ağustos 2014 Pazar

"mutluluk gelecek" diyerek geçmez hayat... mutluluk, sağlıkla nefes aldığın her 'an'dır... kalbinde hisset, şükret ve bunu farkettiğin 'an' gülümse... mutluluk bu 'an'dır.
bazen hiç planlamadığın gibi gelişir..
hayat sanki küçük oyunlar oynar.. kendinden eminsindir, bilirsin ama
önüne geçemezsin... yine de elinde
niyetin, samimiyetin, sevgin ve kararlılığın ile
akışa teslim edersin kendini ve... güvenirsin... tıpkı dedikleri gibi; "rahatla, hiç bir şey kontrol altında değil". ve/ama güvenmelisin.
hayatında huzur mu istiyorsun? 

*başkalarını üzmekten kaçın
*çok çalış
*iyilik yap
*teşekkür et
*affet
*dua et
*şükret
*gülümse

12 Ağustos 2014 Salı


babama mektup

6 mart...
tam 9 yıl önce...
gecenin sabaha kavuştuğu saatlerde
canım babam, sen ışık oldun
güzel şeyler götürdün yanında
bir hayat dolusu sevgi, saygı
bir dünya hayır duası, minnet, şükran
ve hiç terketmediğin çocuk kalbin...
güzel izler de bıraktın giderken
unutulmaz anılar, şen kahkahalar
tanıyan kime sorsan;
"insan gibi insan, adam gibi adamdı" lar...
güzel şey böyle hatırlanmak
adın her geçtiğinde, yüzlerde bir gülümseme olmak
her şeyden önemlisi şu dünyada
insan gibi insan olmak!
bir kez daha teşekkür ederim babacığım!
ayaklarımın üzerinde durmak için ihtiyaç duyduğum
gücü ve güveni verdiğin,
sevgi dolu bir baba olduğun ve
bulunduğun yerden aydınlatmaya
devam ettiğin için...
erken gidişine kırgın mıyım? elbette hayır...
bilmez miyim ki bunun geçi, erkeni yok...
her şey olması gerektiği yerde...
olması gerektiği kadar...
hem sen gittiğine göre, eminim güzel yerlerdir...
sen güzeli sever, en güzelini yaşarsın...
burası mı?
evet hala karışık buralar...
ama dert etme sen..
müzik devam ettiği sürece yaşam,
nefes aldığımız sürece umut var...
sevgi ve aydınlık yolda yürümeye devam
için rahat olsun...
oradaki tüm sevgililere de
bizden selam olsun...
güzel adam...
ruhun daima ışık ve huzurla dolsun...

asoşun
5 mart 2014
kalbin kırıldığında mesele galiba nereden kırıldığını bulmak... kanama ve yayılmayı acilen durdurabilmek için orayı bulup, pansuman yapmak... kendi kendini iyileştirebilmenin ilk şartı, nereden ve neden incindiğini bulmak...geçer ama.. beden ve ruh kendini yeniler.. tekrarlanmasın diye iz bırakır.. ama geçer.
kıssadan hisseye...

yarım elma seven kurt masalı

bir varmış bir yokmuş
bir elma kurdu varmış
bu elma kurdu elmanın
sadece bir yarısını sever
orada dururmuş 
orayı korur ve
orada korunurmuş
diğer yarıya ise
"ne olursa olsun"muş
diğer yarıyı yok sayar
hatta zarar görmesine
sessiz kalırmış
bir gün bir ilaçlayıcı
kurdun üzerine ilaç sıkmış
kurt yaşamak için
elmanın yarısına tutunmuş
ama yeterli olmamış
çünkü elma
ancak bütün olduğunda
kurdu dış tehlikeden korurmuş

kurt kendine ders çıkarmış mı?
çıkarmamış mı bilinmez
sadece
ilaçlayıcılarrr!
ilaçlayıcılarrr!
diye bağrıp durmuş
kendi bütünlüğü için
elmanın bütünlüğünü
koruması gerektiğini
anlayamadan
yok olmuş

son

hıçkırıkarla ağlayan birini gördüğümüzde; üzülür, endişelenir, "acaba ne yaşıyor, nasıl yardımcı olabilirim? " diye düşünüp ona iyi gelecek ilacı aramaya başlarız. kahkayla gülen birini gördüğümüzde ise önce düşünmeyiz, güleriz  gülmek en iyi ilaçtır... 
her şeye rağmen gülmeye ve gülümsetmeye devam!
şikayet etmek yerine şükretmeyi
öfkelenmek yerine affetmeyi
korkmak yerine sevmeyi dene

işe yarıyor!
çocuk olmak; koşulsuz, beklentisiz, ayırmadan, bölmeden sevmek demek benim için... parkta ilk defa gördüğün diğer çocuğun elini tutup onunla oynamak, 'en yakın arkadaş olmak' demek... sıcak kalbini gülüşüne yansıtıp, ağlarken yediği şekerin tadıyla hemen avunup, acısını unutmak demek... affetmek demek... sonsuz sevgi ve ışık demek.. çocuk olmak kolay... hep çocuk kalabilmek 'büyük emek' demek...
yaşamda en büyük acıları çektiği ve en zor hikayeye kendisinin sahip olduğu inancına ne yazıktır... oysa yaşamın kendisi bir mücadeledir... ve her canlı aynı saygıyı hak edecek derecede kendine özgü acı ve güçlükler içindedir... herkesin hayatı, içinde küçümsenmeyecek derecede özel ve biricik hikayeler barındırır... yaşamındaki zorlukları bahane göstermek yerine onları avantaja çevirerek, dersler alarak, şükrederek su gibi akabilene ne mutludur!
duanın en güzel yanı nedir bilir misiniz? kalbinizin dile gelmesidir...
dönüştürmek lazım acıyı, hüznü, öfkeyi, kibiri, umutsuzluğu...; iyiliğe, güzelliğe dönüştürebilmek için çabalamak lazım... korkarım boşa yer kaplamaktan... bir faydam olmadan göçüp gitmekten... ne mutlu ki yalnız değilim.. böyle hisseden tüm ruhlara selam olsun! iyi ki varsınız...
"herkes, her şeyi yapabilir"

6 yaşında, matematik problemini çözemediğim için öğretmenimden bolca dayak yedikten sonra;

10 yaşında, 5 sene devam ettiğim konservatuvar keman bölümünden 'parmakların kısa' denilmesiyle ayrıldıktan sonra;

11 yaşında, diğer sevgili ilkokul öğretmenimin sevgisiyle ders çalışmayı yeniden öğrendikten sonra;

18 yaşında, girdiğim konservatuvar sınavında, kurul tarafından şarkım yarıda kesilmek suretiyle dışarı çıkartıldıktan sonra;

19 yaşında, bana inanan sevgili bir öğretmenim sayesinde, aynı konservatuvarın, aynı bölümüne, sınıf atlayarak girdkten sonra;

20 yaşında çocuk psikolojisi ve eğitim bilimleri okurken, eğitimin nasıl olması ve olmaması gerektiği teorisini gördükten sonra;

24 yaşında, asistan olarak girdiğim ilk derste, yaşça benden büyük öğrencilerime ders anlatabilmem için, önce samimi olup, onlarla bağ kurmam gerektiği gerçeğini anladıktan sonra;

27 yaşında, çok değerli caz hocamla çalışırken, iyi şarkı söylemek için önce iyi bir enstrüman olmak gerekktiğini anladıktan sonra;

28 yaşında, rehberlik alanında, okullarda çocuk ve gençlerle çalışmaya başladığımda, asıl öğretmenin onlar olduğunu anladıktan sonra;

29 yaşında, anne olup da pratiğin, teoriden çok daha geçerli olduğunu görüp, terzinin kendi söküğünü dikmesi için önce kendi sezgilerini dinlemesi gerektiğini anladıktan sonra;

34 yaşında, çeşitli okul ve kurumlarda anne-baba ve öğretmenlerle yaptığım seminer ve sohbetlerde, herkesin bir hikayesi olduğunu ve iyi bir dinleyici olmanın kişilere anlatmak istediklerinde yol gösterdiğini anladıktan sonra;

35 yaşında, 90 küsür yaşında çok değerli Amerikalı caz müzisyeninin atölye çalışmasına katılıp, onun "vokal dersi veren öğretmenlerine sesleniyorum, asla öğrencilerinizin ruhlarına zarar vermeyin!" sözünü duyduktan sonra;

36 yaşında, öğrencilerimle başladığım vokal derslerinde, herkesin -eğer isterse- başladığı noktadan, kısa bir süre sonra hedeflediği yere ulaşacağından emin olduktan sonra;

37 yaşında, çocuk ve gençlerle yaptığım müzik atölyelerinde, imkansız denen bir şeyin olmadığından emin olduktan sonra;

38 yaşında, sabır ve disiplini öğrenmek için gittiğim çini kursunda, bana geri dönen desenleri gördükten sonra;

"satmaz bu", "bilindik parçalar da olmalı", "biz bir şey anlamadık" vb. sözler ve bilimum güçlükler arasından arasından sıyrılıp, ekip arkadaşlarımın da emekleriyle ortaya çıkan ilk müzik albümümü elime aldıktan sonra;

bir ağacın ve onu koruyan insanlığın, yüzyıllar sürecek bir konuyu, bir günde özetleyip öğrettiklerini gördükten sonra;

artık eminim. gerçekten istediği takdirde herkes her şeyi yapabilir. hiçkimse veya hiçbir şey coşkuyla akacak bir suya engel olamaz. iyi veya kötü, karşına çıkan her şey kendi gelişimin içindir. bugünlere yürürken bana eşlik eden -başta ailem olmak üzere- herkese şükranlarımı sunarım.

daima sevgiyle
kusur arayarak, ya da sinsice duygu ve düşüncelerle bana bakarken, bundan zarar görmediğimi bilmiyorsun. benim üç aşamalı koruma kalkanımı göremiyorsun. 

ilk olarak; senden gelen ne ise onu kabul eden zihnim var. her gün bunun için öyle çok çalışır ki, kötü üretime vakti yoktur, daha iyi nasıl olurum diye çalışır durur ve kabul etmeyi öğrenir her gün yeniden dışarıdan ve senden gelen ne varsa. 
ikincisi; seni olduğun gibi seven yüreğim var. her gün öyle çok çalışır ki temiz kalmak, daha çok sevmek için. hoşgörüp, affedip sevmeyi öğrenir her gün yeniden varolan her şeyi ve seni.
üçüncüsü; her ne olursa olsun sendeki, içindeki 'iyi'yi gören gönül gözüm var. her gün daha fazlasını görebilmek, önyargılardan arınmak için çalışır durur ve bastırılmaya çalışılsa da dışavuran nefreti dönüştürmeyi öğrenmeye çalışır her gün, her an.

işte sen bunu bilmiyorsun. kendinde olmayanla, dışarısıyla o kadar ilgilisin ki, içindeki gücü bilmiyorsun. içine yabancı olduğun için korkuyor, maskeler kullanıyorsun. benim gücümü 'içim-dışım bir' olmaktan aldığımı, bu nedenle bana asla zarar veremeyeceğini de bilmiyorsun. gerçi artık biliyorsun..
iyi ve güzele kafa yormuyorsak, kafayı boşuna yormayalım dinlensin daha iyi.
mutlu etmek için, önce mutlu olmak lazım...sonra mutlu ettikçe, mutlu olmak lazım...
arkadaş, dost, kardeş, eş... vb. ilişkilerin sürekliliğinde temel ortak nokta; kişilerin birbirlerinin bağımsız varlığına saygı duymaları ve birbirlerinin narin ruhlarını kırmayacak nezaketlilikte davranabilmeleridir...
gördüğüme değil, hissettiğime inanıyorum...
toplumumuzu bu kadar hasta eden etkenlerin başında, maddesel olana yönelik aşırı ilgi ve önem geliyor. daha bebekliğinden itibaren çocuğun boy ve kilosuna, saç ve göz rengine verilen önem, kazanacağı değerlere ve vicdan gelişimine verilse huzurlu ve barışçıl insanlar yetişebilir.
bolluk, bereket biriktirdikçe değil, verdikçe gelir! ne mutlu elindekini, kalbindekini paylaşmayı bilene! iyi ki!
kalbini temiz, niyetini sağlam, nefsini terbiyeli tut! yeter.
bir otelin yemek salonunda, sadece insanların açık büfeye saldırışına, tabaklarını dolduruşuna ve geride bıraktıkları artıklara bakarak dünyanın niye yaşanmaz bir yer haline geldiğini anlamak mümkün
kişisel önyargı ve egomuzla değil, iyi niyet ve sezgilerimizle hareket etmeyi dilerim... olabildiği kadar..zaten yaşanması gereken yaşanır, hangi dersleri almamız gerekiyorsa... iyiliğin vücut bulması için daha fazla çocuksu saflığa ve birlik duygusuna ihtiyacımız var. sevgiyle.
Hayvanlara her zaman hayranım, biz maalesef doğadan kendimizi ayırdık: "Doğadaki canlılar, tehlikeler karşısında hayranlık uyandıran dayanışma ve işbirliği örnekleri sergilerler."
BARIŞ için adım adım...

dünyada barışı dilerken...buna nasıl katkı sağlayacağımızı mikro düzeyde ele aldığımızda;

barışçıl toplumların, sömürge kültüründen uzak, saygı ve sevgiye dayalı aydınlık ilişki ve iletişimlerini gözlemleyebiliriz. toplumda bireyler kendi sınırlarını ve diğerlerinin sınırlarını tanırlar ve buna saygı gösterirler. bir diğerinin özgürlük ve hareket alanına girmediği sürece herkes şekli, rengi, dili, kökeni ne olursa olsun kendini ifade etme serbestliğine sahiptir.

bireyin, bir diğerinin varoluşundan rahatsızlık duymaması, öncelikle kendi varoluşu ile barışık olmasına bağlıdır ki bu da kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal özellikleri dahil tüm inanç ve değerler sistemini de kapsar.

'ben'i kabul edip kendine değer verdiğin andan itibaren artık diğerini de kabul etmeye ve ona saygı göstermeye hazırsındır. bireyin 'niyet'i sadece iyiye ve güzele ulaşmak olduğunda, hedef ve davranışlarını bu yönde organize eder ve kişilerarası ilişkilerde de daha az sorun yaşayarak, toplumda barışçıl bir model oluşturur.

bugün toplumumuzda aile içinden başlayarak eğitim sisteminin geneline yayılan yetersiz ve kalitesiz yaklaşımlar bireyin kendini tanıyıp, kabul etmesini zoraştırmakta. bunun doğal sonucu olarak da kişilerarası ilişkilerde ciddi sorunlar yaşanmakta. çoğunluk, bir diğerinin tavrından, davranışından şikayetçi ve bulundukları ortamda mutsuz. aynı çoğunluk ise farkında olmayarak, şikayetçi olduğu tutum ve davranışın tam olarak aynısını sergilemekte ve her fırsatta, hiç bir şeyin düzelmeyeceğine ilişkin umutsuzluğunu ifade etmekte.

yani diğerlerinin olumsuz davranışlarına maruz kalan bireylerin çoğu, benzeri davranışı sergileyerek süreci tırmandırmakta ve bir nevi 'yumurta-tavuk' etkisi yaratarak bireysel ve toplumsal mutsuzluğa hizmet etmekte.

siyaset ve politikacılar barış sözünü paravan olarak en çok kullanan, ama ne yazık ki savaşı en çok körükleyen ve destekleyenlerdir. onların barışa katkı sağlamaları yönünde beklenti içinde olmak, fazla iyimser bir yaklaşımdır.

barış yönünde değişim yaratabilmek için, önce kendi içimizde bir adım atmamız gerekir. hangi duyguyu, neyi, kimi düşman gibi gördüğümüzle acilen yüzleşmeliyiz. bu, bir başkasının dış görünüşü, inancı, hatta başarısı bile olabilir...

barış ve refah toplumlarında bireyler birbirlerinin başarısından rahatsız olmazlar. bilakis, başarılı bireylerin sayısının artmasının, toplumun medeniyet seviyesinin yükselmesine katkı sağlayacağının bilincindedirler.

barış istiyorsak gerçekten, bugün bir adım atalım... çevremize bakarken 'hata bulmaya çalışan, beğenmemeye çalışan, sürekli eleştiren' gözlüklerimizi çıkaralım. başkasını kötüleyerek, onun eksiklerini bulmaya çalışarak özünde en çok kendimize zarar verdiğimizi unutmayalım. iyi örneklerin çoğalmasına katkıda bulunalım, destek olalım... hayal ettiğimiz medeni ve barışçıl toplumun, "iyi örneklerin' artmasıyla mümkün olacağını aklımızdan çıkarmayalım..

griden şikayetçiysek eğer ve renkleri istiyorsak gerçekten.. önce kendi bakışımızı renklendirelim..

daima sevgiyle..

hayatım boyunca kaybetmeyi, hile yoluyla kazanmaya tercih edenlerden oldum ben... uzun bir kuyrukta aradan kaynak yapabilecekken sıramı bekledim; restoranda hesap eksik geldiğinde garsona durumu bildirdim; pastanın en büyük dilimini başkasına verdim; bankamatikte önüme düşen bozuklukları bankaya teslim ettim... hayatımda bana sunulan hiç bir öncelik, ayrıcalığı ya da torpili kabul etmedim, hatta bundan utandım,  daha meşakkatli ve uzun da olsa hep kendi yolumdan gitmek istedim... bileğimin hakkı ne ise, kendi gücümle onu kazanmak istedim... 

bu nedenle pek çok kez yenik düşmüş gibi göründüm. aptal gibi hissettim. kaybetmiş durumuna düştüm. uzun süre çok şeye seyirci kaldım.

sonuçta ne mi oldu? 
gerçek kazanımın; bir şeyi istemekle elde etmek arasında geçen sürede öğrendiklerin olduğunu anladım. 

hakkınla kazandığın her şeyin  -en başta kendine olmak üzere- kimseye hesap verme zorunluluğu olmadan, sonuna kadar tadını çıkarabileceğin en büyük mutluluk olduğunu öğrendim. 

başımı her yastığa koyuşta temiz ve hür vicdanım sayesinde -rahmetli babamın da söylediği gibi-  rahat ve huzurlu bir uyku çekmenin çok kıymetli olduğunu öğrendim.

sana tüm dünya karşı da olsa; iyi niyetini, aklın ile birleştirerek koyduğun hedeflerde hiç durmadan, yılmadan, sabırla  çalışmaya devam ettiğinde, kazanımlarının hayal ettiğinin çok ötesinde sürprizler ve ödüller olarak geri döndüğüne şahit oldum. 

karşına çıkan engelleri; 'kötülük' zannettiiğin ve aleyhine olduğunu düşündüğün şeyleri; dezavantaj sandıklarını 'avantaj' a çevirmeyi başardığında kaybetmek diye bir şeyin gerçekte hiç varolmadığını anladım.

şimdi bu bir seçimdir. yaşamdaki duruştur. kaybetmiş gibi görünebilirsin. başkaları, hakkında öyle düşünebilir, konuşabilir. bu seni kızdırabilir gücendirebilir.  herkes istediğini düşünmekte özgür. onların görüşlerini değiştiremezsin, kaldı ki bunun gerçeğe veya sana bir faydası olmaz. 

sen tüm bu dayatmalardan özgürleşerek kendin için bir karar verebilirsin. sonuç her ne olursa olsun kazanmayı seçebilirsin. kendi inanç ve  değerlerini, evrensel değerler seviyesine çekerek; moralini ve enerjini daima yüksek tutarak, hedeflerin doğrultusunda akıl ve iyi niyetinin ışığında çalışmaya devam edebilirsin. yaşam sana gereken zamanı tanıyacaktır. evrenin saati gelişmen gereken süreye ayarlıdır. kendi gücüne ve evrenin dengesine güven. ve değişmeyecek tek gerçeğe. "iyiler daima kazanır!"

sevgiyle... 

hatalarımdan büyümeyi, yaralarımdan iyileşmeyi öğrendim. hataların ve yaraların izleri beni doğruya götürür. tıpkı yaşamımda iz bırakan insanlar gibi. hatalarından dolayı asla kendinden vazgeçme ve asla sende iz bırakan bir ruha sırtını dönme!

hepimizin içinde, tükenme noktasına geldiğimizi sandığımızda, bizi o durumdan çıkarıp, yola devam etmemizi sağlayacak bir şifacı vardır...ona ulaşıp yardım istemek bizim elimizdedir...

ne acı ki toplumumuzda insanlar 'sevgi'den korkuyor... bilmediklerinden olsa gerek.. ya da bildikleri şeyin 'sevgi' olduğunu sanmalarından...
gerçek sevgi,

* iyileştirir
* karşılık beklemez
* zorlama içermez
* esnektir
* sınırsızdır
* ne soğuk, ne sıcak ama ılık bir meltem gibidir
* alınmaz, gücenmez ama güvenir
* sağlamdır
* ezberbozar
* evrenseldir
* 'herkes için'dir
* sürekli büyür, gelişir, çoğalır
* bulaşıcıdır
* sonsuzdur
* ...

ne acı ki toplumumuzda insanlar 'sevgi'den korkuyor... yaşadıkları deneyimlerden olsa gerek.. sevgiyi,

* yüksek beklenti
* sahiplenme
* baskı
* ihtiras
* hırs
* kıskançlık
* yıkıcılık
* bozguna uğratıcılık
* yapmacıklık
* samimiyetsizlik
* şımarıklık
* gösteriş
* kibir
* güvensizlik
* ihanet
* istismar
* ...

gibi algılayıp, yaşıyorlar. ne acı ki toplumumuzda insanlar 'sevgi'den korkuyor ve buna karşı maskeleri ve savunmalarıyla durup yine de, sürekli sevilmeyi bekliyorlar...


"acıdan kaçarak hazza yönelme durumu" doğal ve bebeklikten beri getirdiğimiz bir yanımız... ama acı çekmenin de gelişimin bir parçası olduğunu ilk dişimizi çıkarırken, ya da yürümeye çalışırken kafamızı sehpaya vurduğumuzda öğrendik...öğrenmenin o dikenli tellerinden geçerken acıyı göze almış olmasaydık şimdi ne kendi kendimize yemek yiyor ne de yürüyebiliyor olurduk...

yüzleşmen gereken durumu öteleyerek, görmezden gelerek yarattığın içsel dünyanda yaptığın şey, daha derin bir acıya kucak açmaktan başkası değildir.kabuğuna çekilerek, öğrenmeye ve büyümeye gösterdiğin her direnç kendi güzel hayatından çaldığın anlardır. evrenle inatlaşmanın manası yok -acı verse de- sağduyunun gösterdiği yolu izle. o seni köprüden geçirecek en güvenli yoldur.


küçük bir çocuk için gündelik olaylar sıradışıyken; olağanüstü bir durum sıradandır... sözgelimi çocuk için kendi başına kaşığını tutup yemeyi başarması mucizevi bir olayken, uçan bir kedi sadece kendini gülümsetecek sıradanlıkta bir objeden ibarettir...zira kedinin uçamadığını bilmemektedir... bir çocuğu önyargısız ve yaratıcı yapan da budur !

haydi çocuk gözlüklerini tak...her gün kaşığnı tutup çorbanı içebildiğin için mutlu ol ve şükret; uçan kediyi görmeye hazır ol
-başlarken-

merhaba,

çocukluğumdan beri kendimi en iyi seslerle ifade eden biri olarak, bir süredir sözlerle de denemeler yapıyorum. 

sürekli öğrenmeye çalışıyorum, bu nedenle çok okuyup, çok gözlem yapıyorum. her gün yeni şeyler öğrenip, bunları hayata geçirmeye çalışıyor sonra da değerlendirme yapıyorum. "neredeyim ve nereye gitmek istiyorum?", "daha iyi ve güzel şeyler nasıl üretebilirim, çevreme nasıl faydalı olabilirim?" bunlara cevap arıyorum.

bugüne dek, yaşadığım bir problemin kaynağını dışarıya, çevreye, başka kişilere yükleyip de faydalı bir sonuca ulaşabildiğim olmamıştır. sanırım insan kendi zayıf ve güçlü yanlarının farkına vardıkça, olaylara, durumlara daha gerçekçi bir pencereden bakmaya başlıyor. tıpkı bedenin, ruhun bir yansıması olması gibi, yaşadığı ortamın da kendi tutum ve davranışlarının bir sonucu olduğunu kavrıyor. 

her şeyin iki farklı yüzü olduğuna inanıyorum. iyilik-kötülük, sevgi-nefret, aydınlık-karanlık hep içiçe, el ele...hepsinden, hepimizde, biraz var...ve hepimiz durmayı seçtiğimiz taraf ile, seçimlerimizle var oluyoruz.


çevremizdeki tüm olumsuzluklara rağmen güçlendiren, pozitif, birleştirici ve umut dolu bir yaşam için çalışmayı seçiyorum. yaşam felsefem “iyi etme, onarma ve faydalı olma” üzerine kurulu. 

yaşamda ve kişilerarası ilişkilerde ‘niyet’i çok önemsiyorum. niyeti ‘iyi etmek’ olan birinin, özünde kendini iyileştirdiğini biliyorum.

korku ve kaygıların yaşamımızı istemediğimiz yönde etkilediğini; "korku"nun zıddının "sevgi" olduğunu, sevginin en güçlü ilaç olduğunu ve er ya da geç üstün geldiğini biliyorum. 


yaşamın bize sunduklarının kendi gelişimimiz için gerekli olduğunu, sezgilerimizi daha çok kullanmamız gerektiğini ve çevremizdeki işaretleri dikkate almanın bizim yararımıza olduğunu biliyorum.

nereden mi biliyorum? hemen her gün bunu deneyimliyorum. bazen sonucu  görmek için geçen zaman uzun gibi gelse de; elinden geleni yaptıktan sonra sabır, sağduyu ve sükunet ile beklemenin ardından gelen mutluluğun tadını biliyorum.  


bu eşsiz, bereketli ve heyecan verici yolculukta sağlıkla nefes aldığımız, gülümseyebildiğimiz, üretebildiğimiz  her an'ı sonsuz sevgi ve şükranla selamlayabilmeyi; güzellikleri ve 'iyi ki' dediğimiz her şeyi paylaşabilmeyi diliyorum.

güzellikleri paylaştıkça ve birbirimizi aynaladıkça; hayalini kurduğumuz barışçı, huzurlu ve adaletli  dünyaya yaklaştığmıza inanıyorum. 

o zaman başlıyoruz sevgili ayna :)

daima sevgiyle