BARIŞ için adım adım...
dünyada barışı dilerken...buna nasıl katkı sağlayacağımızı mikro düzeyde ele aldığımızda;
barışçıl toplumların, sömürge kültüründen uzak, saygı ve sevgiye dayalı aydınlık ilişki ve iletişimlerini gözlemleyebiliriz. toplumda bireyler kendi sınırlarını ve diğerlerinin sınırlarını tanırlar ve buna saygı gösterirler. bir diğerinin özgürlük ve hareket alanına girmediği sürece herkes şekli, rengi, dili, kökeni ne olursa olsun kendini ifade etme serbestliğine sahiptir.
bireyin, bir diğerinin varoluşundan rahatsızlık duymaması, öncelikle kendi varoluşu ile barışık olmasına bağlıdır ki bu da kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal özellikleri dahil tüm inanç ve değerler sistemini de kapsar.
'ben'i kabul edip kendine değer verdiğin andan itibaren artık diğerini de kabul etmeye ve ona saygı göstermeye hazırsındır. bireyin 'niyet'i sadece iyiye ve güzele ulaşmak olduğunda, hedef ve davranışlarını bu yönde organize eder ve kişilerarası ilişkilerde de daha az sorun yaşayarak, toplumda barışçıl bir model oluşturur.
bugün toplumumuzda aile içinden başlayarak eğitim sisteminin geneline yayılan yetersiz ve kalitesiz yaklaşımlar bireyin kendini tanıyıp, kabul etmesini zoraştırmakta. bunun doğal sonucu olarak da kişilerarası ilişkilerde ciddi sorunlar yaşanmakta. çoğunluk, bir diğerinin tavrından, davranışından şikayetçi ve bulundukları ortamda mutsuz. aynı çoğunluk ise farkında olmayarak, şikayetçi olduğu tutum ve davranışın tam olarak aynısını sergilemekte ve her fırsatta, hiç bir şeyin düzelmeyeceğine ilişkin umutsuzluğunu ifade etmekte.
yani diğerlerinin olumsuz davranışlarına maruz kalan bireylerin çoğu, benzeri davranışı sergileyerek süreci tırmandırmakta ve bir nevi 'yumurta-tavuk' etkisi yaratarak bireysel ve toplumsal mutsuzluğa hizmet etmekte.
siyaset ve politikacılar barış sözünü paravan olarak en çok kullanan, ama ne yazık ki savaşı en çok körükleyen ve destekleyenlerdir. onların barışa katkı sağlamaları yönünde beklenti içinde olmak, fazla iyimser bir yaklaşımdır.
barış yönünde değişim yaratabilmek için, önce kendi içimizde bir adım atmamız gerekir. hangi duyguyu, neyi, kimi düşman gibi gördüğümüzle acilen yüzleşmeliyiz. bu, bir başkasının dış görünüşü, inancı, hatta başarısı bile olabilir...
barış ve refah toplumlarında bireyler birbirlerinin başarısından rahatsız olmazlar. bilakis, başarılı bireylerin sayısının artmasının, toplumun medeniyet seviyesinin yükselmesine katkı sağlayacağının bilincindedirler.
barış istiyorsak gerçekten, bugün bir adım atalım... çevremize bakarken 'hata bulmaya çalışan, beğenmemeye çalışan, sürekli eleştiren' gözlüklerimizi çıkaralım. başkasını kötüleyerek, onun eksiklerini bulmaya çalışarak özünde en çok kendimize zarar verdiğimizi unutmayalım. iyi örneklerin çoğalmasına katkıda bulunalım, destek olalım... hayal ettiğimiz medeni ve barışçıl toplumun, "iyi örneklerin' artmasıyla mümkün olacağını aklımızdan çıkarmayalım..
griden şikayetçiysek eğer ve renkleri istiyorsak gerçekten.. önce kendi bakışımızı renklendirelim..
daima sevgiyle..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder